Pazartesi

vili

Benim küçüklüğümden beri minik minik hayali karakterlerim vardır. Böyle çağırınca tereddüt etmeden yanıma gelen benimle konuşan, beni dinleyen ve sonra uyuyunca kaybolan. Ne zaman kendimi yalnız hissetsem onlarla sohbet ederim. Ama artık onlar yoklar sadece biri var. Vili .
Her yattığımda yanıma geliyor, gizlice sokuluyor bana... Ona anlattığım her cümlenin başında ismini anıyorum. Anlatıyorum ona, herşeyimi paylaşıyorum. Bazen konuşmuyor susuyor öylece, ama biliyorum ki beni anlıyor.. Ben geceleri onunla oluyorum hep...

Cumartesi

Oysaki

Oysaki ben onun sevişine aşık olmuştum. Çünkü çok iyi biliyordum ki kimseler onun kadar öyle derin sevemezdi. Onun sevebilmesi için ne yapmam gerek onu da hiçbir zaman bilememiştim zaten. O yüzden de karşısında ne yapacağını bilemeyen biri olup çıktım. Evet o beni öyle severse ben her şeyi başarıp yenecektim.Benim gücüm onun sevgisindeydi ama şimdi mi ne oldu?
Bilmem ne oldu.
Benzemek zorundamıyız birbirimize
Benzemezsem çıkartırmısın beni oyunundan
O zaman ayıp olmaz mı

Neden ısrarcı olmazsınız ki siz
Neden karşımda sağlam durmazsınız
Giden hep siz mi olmalısınız

Çok mu karmaşık sizin hayatınız
Düşünmek için gözünüzü kapamanız mı gerekir
Gözünüz kapalı hareket edemez misiniz

Hep mi konuşursunuz siz
Susan birini eksik mi sanırsınız
Yok değildir aslında öyle

Çarşamba

Aura

Bazı insanlar vardır hayatta auraları çok yüksektir. Yaklaşmak istesende yaklaşamazsın. Çünkü bedenlerinde onları çevreleyen bir çember vardır. Ne kadar kırmak istesende kıramazsın o çemberi. Kaldı ki onlara nasıl yaklaşacağını da bilemezsin zaten. çünkü daha önce tanıdğın hiçbir kimseye benzemiyorlardır.Onlara ne kadar yakınlaşırsan yakınlaş yakınlaştıkça daha da uzaklaşırsın. Onlarda bunu anladıkları an itibariyle de çekip giderler. Belkide o çemberin kırılması için gitmek gereklidir. Onlar yine en doğru olanı yapar ve giderler.

Sihirliydi ya o nedenle.

Benim bir sihirli kutum vardı. Ona değerler ve anlamlar yüklediğim bir sihirli kutuydu bu. Ama durun havadan sudan verdiğim şeyler değil bunlar! İçinde olan tümüne verilen anlamlar ve değerler bütünü. Onu sihirli yapan da buydu zaten. Tamam belki içinden tavşan oyuncak çıkmıyordu ama onun içinde kendimi iyi hissetmemi sağlayan bunlardan daha mühim şeyler vardı. Kutuyu açtıkça kafamda oluştuşturduğum bütünün parçalarını yerine koymaya çalışıyordum. Kimi zamanda açmak yerine uzaktan bakmak istiyordum. Ama artık hiçbirini yapamıyorum. Sihirliydi ya o nedenle...

Pazar

Sensin İşte

Sen insana kendini iyi hissettiren
Öyle durup bekleyen değil
Çabalayan emek verensin.

Büyüksün çok
Böyle ne bakmakla biten
Ne de konuşmakla tükenensin.

Anlayabilen bir insansın
Yargılamadan anlamak isteyen
Anladıkça kendine inandıransın.

Değer verensin sen
Küçük şeylerle mutlu olabilen
Kıymetini bilensin.

Sen güzelsin de çok
Küçücük yüzün büyücük gözlerinle
Bakınca baktıransın.

Tatlı bir bebeksin sen
Cin bakışlarınla etrafa bakıp
İçindeki bebeği hiç öldürmeyensin.

Böyle Kocamansın
Sen sevdin mi kocaman sevip
Karşındakini kocaman mutlu edersin.

Cuma

Biz

Yürümeye başlarken düşmüş bir bebek gibi. O kadar tatlısın ki inanmak istiyorsun tekrar yürüyebileceğine tutmak istiyorsun ellerimden beraber düşmeden uzun uzun yürümek... İnan ‘‘biz’’ yürüyeceğiz. Daha çok yolumuz var.
Hadi şimdi derin bir nefes al ve huzur dolu uyu…

Pazar

Oyun İşte

Oyun tek kişilik bir oyunsa sorun yok. Sorun olsa bile tekrar düzenleyerek canlandırıp üstesinden gelebiliyorsun. Ama her zaman oyunun tek kahramanı sen olamıyorsun. Bazı günler geliyor ki kafanda yaşadığın o oyunu sonlanmış olarak buluyorsun, çaresiz kalıyorsun, belki de devam ettirmek istiyorsun ama olmuyor, zaten hiçbir zaman kontrol senin elinde değildi ki. Bir sürü cevapsız sorularla baş başa buluyorsun kendini, oturup sorguluyorsun zaten kaçıp kurtulmak istesen bile kafandaki o sorulardan kurtulamıyorsun. Sonunda daha önceki oynadığın oyun sana yetmemiş gibi belki sorulardan kurtulurum diye kapatıp perdeyi yeni bir oyuna başlıyorsun, ama biliyorsun ki yine cevapsız soruların seni bekliyor. Oyun işte.

Cuma

Böyle bir şeyler işte

Hani kimi zaman bildiğimiz ritimlerin peşinden gitmek istersiniz, hele o ritimler birde sıkılgan bir ruh haline denk gelmişse bence kesinlikle öyle bir şeyler yapmalısınız. Kulağınıza gelen bilindik ritimlerle birden değişiyorsunuzdur. Belki de acaba nerden geliyor ki bu sesler diye düşünebilirsiniz. Acaba doğum günü mü yok yok sanırım bir yerlerde parti eğlence falan bir şeyler var. Bence üşenmeyip peşinden gidin. Hava acaba eser mi diye düşünmeyip giyin üstünüze bir gülmek çıkın gidin. Sesin nerden geldiğinin farkına varmışsınızdır, ama bir şekilde içeri girebilmek için dışarıdaki adamları ikna etmeniz gerekir. Ama artık koymuşsunuzdur kafanıza bir iki üç adam derken ikna edip içeri girmeyi başarmışsınızdır. Geçin oturun havuz kenarındaki bir masaya tamam sahneye çok fazla yakın olmanıza gerekte yok. O sesini duyduğunuz solisti görebiliyorsanız yeterlidir. Kendinize bir çikolata sufle söyleyip eğlenmenize bakın. Uzaktan dinleyip de ne olacaktı sanki. Biraz etrafı kola çan edip suflenizi yemeye bakın derim ben. Birde havuzun kenarındaki maytaplar ateşlenmeye başladı mı ortalık ışıl ışıl olmaya başlamıştır. İçinizden iyi ki gelmişim dersiniz ama havada yavaş yavaş soğumaya başlıyordur ama bu bile sizin şarkılara eşlik etmenize engel değildir. Gerçektende iyi çalıp ve söylüyorlardır. Belkide düşünürsün içinde acaba program bittikten sonra gidip grubu tebrik edeyim diye. Zaten onu düşünene kadar zamanın nasıl ilerlediğini anlamadan program bitmiştir zaten. Bilindik ritimler ve gayet iyi bir sufle eşliğinde geçirilen iki saat.. Biraz daha oturursun yerinde hava da iyice soğumuştur zaten yavaş yavaş etrafta tenhalaşmaya başlamıştır. Etrafa bakarken mat bir parfüm kokusu ve davetkar topuk tıkırtılarıyla yanından geçer gider. Sende yavaş yavaş çantanı alıp gitmeye kalkarsın, bir lavaboya uğrayayım derken solistle yine karşılaşırsın. Belki uslu bir çocuk olursan solistle bile tanışabilirsin.

Cumartesi

Gidip görülesi elinden öpülesi insan: Camilla Rjoks

27 yaşında bir Alman genç kız düşünün ki arkadaşları ile birlikte turist olarak geldiği Bursa İnegöl’e hayran kalıp arkadaşlarını yarı yolda bırakıp tek başına orada yaşamaya karar versin. Bununla da kalmasın o köydeki yaşayan gençlere ingilizce dersleri vermeye başlasın. İşte tam bir özgür ruh örneği karşımızda duruyor. Hala böylesine özgür ruha sahip olan insanların bir yerlerde yaşıyor olduğunu bilmek insana güç veriyor. Hangimiz oturup düşünmüyoruz ki başka bir ülkedeki farklı yaşamlara ortak olmayı ama işte o özgür ruh bunu yapıyor. Aramızda Koh Samui adasına yerleşmeyi düşünüp te orda coconut toplayarak bir yaşam sürmek isteyen birileri yok mu? Böylesine bir özgür ruha sahip olan birileri nerdesiniz? Neyse hadi alkışlayalımda Camilla’yı gidelim. Cocos nucifera tamamdır.

Salı

Ne ?

-Ben alter'im
-Ama senin gibilerden taksimde beş yüz tane var
-Onlarda alter
-Eee?
-Ama ben daha alter'im

Pazar

Bunu yapmayın bana!

Bilirsiniz hani şu kadıköyden eminönüne giden motorlar vardır ya biner oturursunuz doksan derece açıyla duran o koltuklara, kıçınızın yarısı açıkta kalır ki benim kıçım bile zor sığıyorsa düşünün artık o koltukların ne kadar rahatsız olduğunu yarım saat oturmak zorunda kalırsınız ya da sandalyelerle sıkıştırılmış kırmızı kareli masaörtüleri ile kaplı masalarda oturursunuz allahım ne iğrenç birşeydir o sanki üçüncü sınıf bir düğün sarayına gelmişsinizde birazdan önünüze içindeki şekerler erimemiş olan bir limonata gelecekmiş gibi. O koca koca otobüs koltuklarına sahip olan motorları hiç saymıyorum bile.Yapma turyol ama bunu sen, oldu mu şimdi? Hadi geçtik herşeyi yapacak bir şey yok oturursun o koltuklara, iki koltuk önündeki kızın sana baktığını farketmişsindir arada kaçamak kaçamak kesişmeler başlamıştır. Arada utanırsın bakamazsın, düşünürsün ulan bana mı bakıyo yok yok ben başımı eğeyim önüme bakayım dersin. Ama hala bakıyordur. Tam bi kere bi bakayım bari dersin çat bir adam gelir araya sıkışmaya çalışır sağa doğru kaymak zorunda kalırsın feci şekilde üzülmüşsündür artık baksanda göremiyorsundur onu, pis bıyıklı amca bakar ters ters ama biz bakışıyorduk amca niye böle oldu ki ühühü ağlarsın. Yok ya niye ağlayacaksın geldik mi ne yanaştı mı motor dur dur yanaşsın sakin ol ilk ben kalkayım bakalım arkamdan gelecek mi ayy heycanlandım bir dakika mp3 çalarımı çantama koyayım tamam hazırım şimdi kalkarsın yürümeye başlarsın acaba hangi üniversitede bizim ünidemi yoksa diye başlarsın düşünmeye binersin otobusune gözlerin onu arıyordur. Çat diye biner aynı otobuse bakışını atıp geçer arkalara doğru, allahııım bizim üniversitede olsun ne oluuur dersin yok yok gelmişsindir durağa inersin indi mi acaba dersin oysa inmemiştir. Ahh Bilgi dersin bunu da mı yaptın bana..

Perşembe

Ders çalışmaktan nefret ediyorum ama çikolatadan asla !

Bu aralar vizeler, projeler derken cok yoğunum anlıyorsun beni değil mi? Anlarsın tabikide niye anlamayasın ki. Hani odaya kapınır sessiz sedasız birşeyler yazar çizersin arada çıkar şöle bir turlarsın sonra tekrar dönersin. Döndüğünde masanın kenarında duran yeşil kaplı ülker antep fıstıklı çikolatayı görünce sevinirsin mutlu olursun. Bir an dokunamazsın öylece bakakalırsın. Sonrasında bir yandan yazar çizersin bir yandan da çikolatayı o sarımtırak folyonun içinden parça parça elinle koparım ağzına atarsın. Evet evet elimle diyorum çünkü dişlerimle ısırmayı sevmiyorum hem elimle koparınca hemen bitmiyo o mutluluk daha da uzun sürüyo. Bence böyle de deneyebilirsiniz. Hani bir de o mutluluğun yanında litrelik bir suyun varsa o oturduğun sert sandalyeden kalkmak istemezsin bile. Ama o çikolatalı parmaklarınla bembeyaz mekbukuna sürersinde o mekbukun üzerinde siyah karartılar oluşur ya ahh işte oldu mu o kadar mutluluğun üzerine bu ama yine de umursamazsın devam edersin yazmaya. Çikolatanın yavaş yavaş azaldığını görüyorsundur. Çikolata bitmeden yazınıda bitirmek istersin. Kalan o son parçayı yazını bitirdikten sonra ekrana baka baka ağzında eritmek istersin. Ne de güzel gelir o antep fıstıkları ağzına..
Ben şimdi gidiyorum hadi görüşürüz.